Sanatsever.net
Life is short, the art is long!

Gör

0 699

Benim için bütün canlıların yaşamı benimki kadar değerli. Kedinin, köpeğin, kuşun, karıncanın, sineğin, hatta hamam böceğinin… Garip mi geldi?

Duydum ki evinde karınca geziyor diye zehirliyormuşsun. Köpecik bahçende yatıyor diye taş atıp kovalıyormuşsun. Çevrende kediler dolaşmasın diye zehirli et veriyormuşsun onlara. Balkonun kirlenmesin diye kuş yuvalarını bozduğunu da söyleyeyim mi?

Kendinden yüzlerce kat küçük bir canlıdan korkup çığlık atarak komik duruma düşen kız; üstüne basıp kıza gövde gösterisi yapmaya çalışan oğlan… Hepiniz suçlusunuz. Kendini hayvansever zannedip evinde bilmem hangi ırktan köpek besleyen; ama dışardakiler için çocuğuna “Onlar sokak köpeği pis, elleme!”diyen anne… Üzgünüm ama sen de suçlusun.

Soruyorum sana insan olmayı sen mi seçtin? Sen mi hakettin? Sınava girdin de ‘İnsanlığı kazandınız’ belgesi mi aldın? Biz bu dünyaya insan olmaya, insan olmayı ögrenmeye geldik. Nefes alan tüm canlılara aynı gözle, aynı hassasiyette bakmaya geldik. Kalıbın insan olmuş ne fayda? Sıfatın insan olsun. Yüreğin, beynin insan olsun.

Onların hepsi rızkını arıyor. Hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar diye ölmeyi, aşşağılanmayı, dışlanmayı mı hakediyorlar?

O ‘senin olduğunu zannettiğin’ evine girdi diye canına kıyıyorsun ya onların, burası senin evin değil kardeşim!.. Kaç yüzbin lira verip aldığın umrumda bile değil. Esas biz… Biz onların yaşam alanını işgal ettik. Evleri olan toprağı taşa tuğlaya çevirdik. Duvarlar ördük her yere. Aynı beynimizde olduğu gibi. Alan mı bıraktık daha mutlu huzurlu yaşasınlar diye?

Öncesinde çorbalar, tabak tabak yemekler, börekler, çörekler, tatlılar yiyen biz insanoğlu; dünün ekmeği bayat diye yemeyen, iki gün aynı yemek çıksa yüz buruşturan bizler değil miyiz?

Halbuki onlar bizden bir avuç ekmek kırıntısı istiyorlar. Bayatlamış da olur, onlar bizim gibi söylenmez… Arta kalan yemeğinden vermeni, yediğin etin hiç değilse kemigini istiyorlar. Bir kap su istiyorlar ya.

Ne yazık ki farklı dili konuşuyoruz onlarla. Keşke dillerini bilseydim. Ama çoğu zaman bir insanla bile aynı dili konuşamazken çok da büyük bir bir problem değil bence. Onlar markete gidip para verip süt, et, ekmek alamıyorlar. İyi kalpli insanlardan yardım bekliyorlar. Onları gören güzel yüreklere ihtiyaçları var. Daha ne duruyorsun? Markette onlar için özel etler satılıyor. Günde sadece bir lira vererek birçok canlının karnını doyurabilirsin. Sevebilirsin onu, arkadaş olabilirsin. Düşünsene, kemiği parçalayacak gücü olan bir canlı senin elini yalıyorsa ona minnettar kalmalısın bence.

Aynalarda kendimize bakmaktan doğaya bakmayı unuttuk. O kadar kendimize odaklıyız ki çevremizi farketmeyi unuttuk. Boş yürüme sokaklarda, aç gözlerini. Gör, bütün canlıları gör. Solmuş bir çiçeği gör mesela. Suya hasret toprağı… Yağmura tabiatın verdiği cevabı gör. Damlarla filizlenen tohumları, hayvanların, onu bile düzgün yapmayı beceremediğimiz, asfaltların çukurluklarından su içtiğini gör. Aç bir köpeği, beni sev diye sana sürtünen kediyi gör mesela… Bencilliken kurtulduğumuzda insan olmaya başlayacağız.

Derya Tatar.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.