Sanatsever.net
Life is short, the art is long!

Mülteci-19

0 211

Suriye’deki Esad yönetiminin, gösterileri askeri şiddetle bastırmaya yönelmesi, Türkiye’ye başlayacak kitlesel göçün ilk işaretiydi. 29 Nisan 2011 tarihinde can derdine düşen 400 dolayında Suriye vatandaşı, Hatay’ın Yayladağı ilçesindeki Cilvegözü sınır kapısına yöneldi. Neler yaşayacakları belli olmayan uzun bir hikayeye adımlarını bu şekilde atmış oldular. Ülkemizin bir çok şehrinde yerleşime geçen ve ülkemiz insanları tarafından pekte hoş karşılanmayan bu durumda, psikolojik ve sosyolojik açıdan yaşam koşulları göçmenler için hep düşük seyretmiştir. Her ne kadar ülkemiz insanları suriyeli göçmen vatandaşlar için çok hoş görülü davranışlarda bulunmasa da ve her ne kadar burun kıvırarak gitmeleri için orada burada söylemlerde bulunsa da onları yanlarında çok düşük maaş ile bir insanın çalışamayacağı koşullarda çalıştırmaktan vazgeçmemiştir. Ülkemiz bu duruma bağışıklık kazanmış ve artık sistemin nasıl çark edeceğini çözmüş olup göçmenler ve insanlarımız birbirini çok sevmiş olup dış göç asimilasyonu tamamlanmıştır. Zaman akmaya başlar, uyum sağlanır, mülteci sayısı azalır ve her şey normalleşir. Lakin bilinmeyen bir şey vardır, göç sadece insanlar tarafından yapılmadığı. 2019 Aralık ayı çinin wuhan eyaletinde entegrasyonun en yoğun olduğu yabancı ülkede mutasyona uğrayan bir virüsün ve hala hangi sebeplerden meydana geldiği belli olmayan bir salgının başlangıcını gerçekleştiren ve dünyada pandemi ilanı yayacağı coranvirüs (covid-19) isimli bir salgın hastalığın ayak sesleri duyulmuştur. İnsanlar tarafından bu bir biyolojik savaşımı yoksa doğa bize ders mi veriyor gibi dedikoduları bile yayılmadan bu virüs önce İran olmak üzere tüm dünyaya göç etmiş ve hastalığa yakalanan herkesi de ettirmiştir. İnsanları önce iç göçe sürükleyen yani hastaneye götüren virüs, bağışıklığı düşük olan insanları dış göçe sonsuz yolculuğa uğurlamıştır. Virüsten önce suriyeli göçmenlere kapıları açan ülkemiz ve kapıları açmayan sözde savunmacı komşu ülkelerimiz ile anlaşmaya varamamış ve binlerce insanın yiyecek, içecek, barınma gibi temel ihtiyaçlarını yine bizim narin yürekli insanlarımız üstlenmiş ve seslerini duyurmaya çalışmıştır. Virüsün hızla yayılması ile göçmen vatandaşlar sosyal izolasyonu koruyamadıkları için virüs tarafından son derece açık bir hedef haline gelmiş ve Yunanistan sınırındaki mülteciler için korkunç bir hale bürünmüştür. Mültecilere sınırda yapılan acımasızlık şiddet vb gibi davranışlarda bulunan ve kapılarını açmayan Yunanistan bir defa daha ev alma komşu al sözünün ne kadar doğru olduğunu kanıtlamış ve Anadolu insanlarımız tarafından hedef ülke haline gelmiştir. Sınırda nasıl yaşadıkları, ne yedikleri, nasıl virüsten korundukları, hijyenlerini nasıl sağladıkları zamanında rekabet edercesine yardım eli uzatan ama virüsten korunmak için eve kapanan ünlülerimiz tarafından sanki evden yardım edilmezcesine unutulmaya mahkum edilmişlerdir. Vücutlarının bağışıklığı düşüyor, ayrımın yapılmadığı tek kurum sağlıkta bile bir çok insan savunmacı davranıp e haliyle seksen yaşındaki annesi için hastanenin verdiği altı ay sonraki randevuyu on gün sonraya alması ama sınırda karnında yedinci de olsa bir can taşıyan otuzbeş yaşında ki anne için haberlerden gördüğü kadarıyla “insanlık suçu işleniyor ayıptır” yazmayı unutmuyor sosyal medyaya. Artık tek temennimiz kaynak ülke veya ülkeler tarafından virüsün aşısı, ilacı ve ortadan kaldıracak her hangi bir maddesinin bir an önce bulunup, normal hayatlara dönerken daha çevreci, doğa ve hayvan sever, insan hak ve hukukuna aykırı davranmadan yaşayıp usulca ölmektir…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.